Takviye Vitamin ve Mineral Gerekli Mi?
Ne yazık ki gerekli… “ne yazık ki” diyorum çünkü normalde bu vitamin ve mineralleri besinlerden almamız gerekirdi. Ancak gün geçtikçe bu imkansız hale geldi ve bunun sorumlusu da aslında biziz.
Neden mi?
Bitkiler, topraktan molekülleri alır ve güneş ışığı ile birlikte bu molekülleri kullanarak bizim ihtiyacımız olan vitamin ve mineralleri üretir ve depolar. Örneğin, magnezyum, potasyum, fosfor gibi mineraller… Fakat bitkiler bu mineralleri olduğu gibi alamaz. Topraktaki bakteriler, bu mineralleri bitkilerin emebileceği şekilde paçralar ve bitkiler de bu mineralleri topraktan çeker.
İşte tam olarak bu mekanizmayı bozduk…
1990 yılında 100 gram muz içerisinde 358 mg potasyum varken, şu anda bu miktar 51 mg’a düşmüş durumda. Aynı şekilde, 27-28 mg magnezyum da 6-7 mg’a düşmüş. Bu, toprakta bu minerallerin kalmadığı anlamını taşır.. Ancak asıl sorun topraktaki mineral azalması değil, bakterilerin ölmesi.
Tarım ilaçları (pestisitler), kimyasal gübreler, anız yakmalar ve bilinçsiz ekimler nedeniyle topraktaki bakteriler öldü. Bu da bitkilerin artık bu mineralleri emememesine sebep oldu.
İlginç::
Böğürtlen üzerinde yapılan bir araştırmada, aşılı ve aşısız (yabani) böğürtlenlerin kalsiyum içerikleri karşılaştırılmış. 1997 yılında, aşılı 100 gram böğürtlende 37-39 mg kalsiyum varken, aşısız yabani böğürtlende bu miktar 45-47 mg idi. 2012 yılına gelindiğinde ise aşılı böğürtlende kalsiyum miktarı 8-9 mg’a düşerken, aşısız yabani böğürtlende 41-43 mg olarak kaldı. Bunun nedeni basit: 15 yıl boyunca kullanılan gübre ve ilaçlar, topraktaki bakterileri öldürdü ve yetiştirilen böğürtlendeki kalsiyum miktarı yaklaşık 5 kat azaldı.
Yayınlanan Bir Çalışmada:
ABD’de 4 popüler beslenme şekli üzerine yapılan bir incelemede, bu diyetlerin vitamin ve mineral açısından yetersiz kaldığı ortaya çıktı. İncelenen diyetler şunlardı:
Atkins for Life Diyeti:
Sığır eti, tavuk, hindi gibi etler
Balık ve deniz ürünleri
Yumurtalar
Yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, karnabahar
Fındık, badem, ceviz gibi yağlı tohumlar
Zeytinyağı, hindistancevizi yağı, avokado gibi sağlıklı yağlar
Peynir ve tereyağı gibi tam yağlı süt ürünleri
Su, kahve, çay gibi şekersiz içecekler
South Beach Diyeti:
Yağsız kırmızı et
Tavuk, hindi
Balık ve kabuklular
Tofu
Yumurta
Yağı azaltılmış peynirler
Yağlı tohumlar
Baklagiller
Sebzeler
DASH Diyeti:
Meyve ve sebzeler (özellikle potasyum açısından zengin olanlar)
Kepekli tahıllar, yulaf, esmer pirinç
Yağsız veya düşük yağlı süt ürünleri
Fındık, badem, ceviz gibi sağlıklı yağ kaynakları
Şeker içeriği düşük, tuz içeriği az besinler
Bu diyetlerin hepsi sağlıklı bir kalp, normal kilo, tansiyon ve glikoz değerleri için tercih ediliyor. Ancak yapılan incelemede, bu diyetleri uygulayanların B7 vitamini, D vitamini, E vitamini, krom, iyot ve molibden gibi mikrobesinler açısından yetersiz kaldığı görüldü. Toplam 28 mikrobesinin (vitamin, mineral, yağ asitleri vb.) tamamında yeterliliğe ulaşmak için ortalama 27.575 +/- 4660,72 kalori daha alınması gerekiyor ki bu pratikte mümkün değil.
Sonuç:
Aslında çoğumuz besleniyoruz, sadece doyuyoruz.
Beslenme ile doyma arasındaki fark, alamadığımız vitamin, mineral, yağ asitleri ve aminoasitler gibi mikrobesinlerdir.
Besinleri kendi ellerimizle bozduk ve her şeyimiz eksik. (Genetiği değiştirilmiş ürünlere girmiyorum bile.)
Bu nedenle son yıllarda dünyada takviye kullanımı bir hayli arttı.
Bu tablo, düşük bağışıklık, zayıf sağlık durumu, hastalıklara çabuk yakalanma, hastalıkların geç iyileşmesi ve çabuk yaşlanma gibi sorunlara yol açıyor. 20-22 yaş sonrasında vücudumuzda sentezi azalan glutatyon, NAD gibi molekülleri de hesaba katarsak, hızlı yaşlanmanın ve toksinlerin vücuttan atılamamasının temel nedeni bu şekilde balşıyor.
Sonuç olarak, beslenme ile doyma arasındaki fark, ihtiyacımız olan mikrobesinlerin eksikliğidir. Bu eksiklikleri gidermek için takviye kullanımı giderek artıyor. Ve artmaya da devam edecek gibi duruyor.






