Koşuya mı çıksak yoksa tempolu mu yürüsek?
Tabi ki tempolu yürümek…
“Koşmak yerine tempolu yürüyün, koşmanın bazı zararları var” denir. Neden mi?
Hücre Hasarı
Hücre hasarının en büyük nedenlerinden biri “iskemi”dir. İskemi, kısaca herhangi bir sebeple damardan kan akışının zayıflaması, damarın daralması ve buna bağlı olarak oksijen, vitamin, mineral, glikoz, aminoasit, yağ asidi gibi maddelerin geçişinin azalıp dokuların yeteri kadar beslenememesidir.
Özellikle:
Covid-19 atlatanlar,
Trigliserit yüksekliği olanlar,
Diyabet, obezite,
Kalp/damar hastalığı olanlarda oluşan endotel hasarlar iskemide etkendir.
Hipoksi (Oksijen Yetersizliği)
İskeminin en büyük zararı hipoksidir. Oksijen gitmiyorsa, hücre hasar alır. Koşarken eğer zorlamaya başlarsak bu durum oluşur.
Mekanizma (Sistem)
Hücrede sodyum-potasyum pompası bulunur. Bu pompa 3 tane sodyumu dışarıya atar, 2 potasyumu içeriye alır. Ancak bunu yaparken enerji harcar, yani ATP gerekir. ATP (enerji) oluşması için ise mitokondriye oksijen gerekir.
Koşuyoruz…
Daha çok enerji lazım. Bunun için de enerji santrali mitokondriye daha çok oksijen lazım. O zaman solunum sayısı hızlanıyor, oksijen yetmedikçe daha hızlı nefes alıyoruz. Kısa ve derin olmayan solunumlar başlıyor, oksijen yetmedikçe sodyum/potasyum pompası çalışması aksaklığa uğruyor..
Hani 3 sodyum (NA) dışarı atıyordu ya pompa, atamıyor. Sodyum hücrede kalıyor. Sodyum ne yapar? Su tutar, su çeker. Suyu hücre içine çekiyor. Koşarken hem terleme, hem suyun hücreye çekilmesi.
Su hücre içini şişirmeye başlar. Hidropik dejenerasyon…
Hücre şişince içerde miyelin figür denilen fofsolipid yağ parçaları kopmaya başlar. (Hâlâ hücre çeperi sağlam)
Hücre şiştiği için hücre üzerindeki mikrovillusler ve reseptörlerde kayıplar olur. İnsülin reseptörü, D3, magnezyum, çinko, B12… hepsinin reseptörü var.
Hücre kendini kurtarmaya çalışır. Oksijen olsa oksijenli solunum yapacaktık ama oksijen yetersiz. Oksijensiz solunuma yönelir.
Oksijensiz solunumla sadece 2 ATP elde etmek için glikozu yıkmaya başlar. Oksijensiz solunumda son ürün laktik asit. (Kaslar taş gibi olur, ağrır… Ağır egzersiz sonrası oluşan ağrı)
Adı üstünde laktik asit. Hücre pH seviyesi düşer, asidik olur. Hücre içinde protein üreten bir organel var: ribozom. (Ayrıca GER) Bunlar protein üretemez hale gelir.
Protein üretilmeyince yağlar işaretlenip hücre dışına atılamaz.Lipid birikimi var. Bu birikim en çok karaciğer ve kalpte olur.
Buraya kadar olanlar… Eğer kısa süreli olursa, oksijen geri gelirse, oksijensiz halde zorlamazsak… geri döndürülebilir.
Diyelim ki oksijensizlik devam ediyor… (İrreversible) Geri döndürülemez hücre hasarı. İlk bulgu hücre membranı, bütünlüğü bozulur. Duvar çatlar. İçeriye bol miktarda kalsiyum girer ve enzimler aktifleşir. Ve yıkıma başlar. Ve hücre ölür.
Koşuyorsanız Bile
Nefes nefese kalmayın. Olayın mevzusu bu. (Kortizon salınımına filan girmiyorum) Dikkat ederseniz en önemli konu hipoksi. Ama damarın daralması/bozulması da bir hipoksi nedeni.
Sonra halı sahada top oynayan genç kalp krizi geçirdi. Çünkü o kadar zorlamış ki kendini (zorladıkça sağlıklı olduğu zannediliyor).
Demir ya da B12, B9 Eksikliğine Bağlı Anemi
Özellikle demir eksikliğine bağlı anemide ne oluyordu? Eritrosit içerisindeki hemoglobin yetmiyor ve oksijen taşıyamıyor. Görüldüğü gibi anemi de önemli.
Trigliserit… LDL-a…
Bunlar damarların içini tıkar. Oksijen yine geçmez. Ve bunların tıkama sebebi ise tükettiğimiz yağlar değil, ağır karbonhidratlar.
Biraz önce kılcallar/kalp diye örnek verdim sadece. Bu oksijen yetersizliği endotel hasarlar sebebi ile beyinde de olur ve beyin sisi dahil nörolojik semptomlar oluşur.
Sonuç:
Oksijen dahil, diğer gerekli moleküllerin yerine ulaşması için:
Endotel hasarlar,
Trigliserit yüksekliği,
Koşarken zorlayıp hücreyi hasara uğratma olmamalı.
Özellikle:
Diyabet,
Hipertansiyon,
Kalp yetmezliği,
Ağır stres,
Karaciğer hastalıkları,
Bağırsakta emilim sorunları,
NAD+ eksikliği, oksidasyon, viraller, ilaçlar (örnek: tetrasiklin uzun kullanımı) endotel hasara neden olur.
Koşarsanız, nefes nefese kalmamaya çalışın , oksijen yetecek şekilde koşulmalı. Tempolu olmak kaydıyla yürümek her zaman daha iyi sonuçlar verileceği düşünülmektedir.






